V

O bir dizi. 80'lerin sonunda TRT ekranlarında; cumartesi öğlen ve gecemizi katletmeyi başarmış bir dizi.

Ziyateçiler ismi ile Türkçe'ye çevrilse de aslında filmin gerçek adı yalnızca "victory" anlamına gelen "V" idi.

V; kırmızı kostümlü, insan kılığına giren, fare ve solucan yiyen gizli kertenkele uzaylıların öyküsüydü. Kullandıkları sembol de, tipik biçimde Nazi'lerin swastikasını anımsatır.

Los Angeles üzerinde uçan gemiler; mekikler, lazer silahları, kırmızı toz, Donawan, Taylor, Julie, Elisabeth, Lidya ve Diana.

Yıllar sonra filmin ilk sezonunu istiflenmiş bölümlerden oluşan "Ziyaretçiler: Son Savaş" ismi ile raflarda gördük. Sonradan ikinci sezonu da çoook uzak bir yerlerde bulmayı başardım.  


Planet Of The Apes

1968 Yapımı orijinal Maymunlar Gezegeni filmi. Yapım bugün için amatör olsa da konu çok başarılı. Sonradan 2000'lerde benzer isimde tekrar ortaya çıksa da uyduruk bir kopyadan öteye gidemedi. Dünyayı Kurtaran Adam'ı izleyenler; bu filmden ciddi derecede esinlenildiğini farkedeceklerdir.

2011 Ağustos'ta gösterime giren Maymunlar Cehennemi: Başlangıç ise ilk filmin hayranları için izlemeye değer. Bu filmde Cornelius ve Kalima'nın doğumuna şahit olacaksınız.


Geleceğe Dönüş (BTTF) Serisi

Sayısız film, kitap ve oyunun ilham kaynağı. Zamanda yolculuk mefhumunun en rafine, en güzel şekilde işlenişi. Filmin koleksiyoner versiyonunu alanlar, bonus diskte; filmin yapılışı ve sayısız paradoksal eleştiriye cevapları da bulabilirler.

Örnek vermek gerekirse; BTTF3'te; 2 adet Deloran'ın, dolayısıyla benzinin ve zahmetsiz dönüş şansının olduğu iddia edilir.

İddia kısmen doğrudur. Bonus Disk'te bu iddiaya verilen cevap ise şudur: Gerçekten de; 1885'te iki araba vardır ancak Dr.Brown; ikinci arabayı kurcalamak istemez zira bu arabaya dokunduğu zaman, zamanda yeni paradokslara yol açma şansı yüksektir ve Doktor, bu konuda takıntılıdır. Diğer taraftan, genelde yakıtlı bir araç saklanırken ya da transfer edilirken içindeki yakıt boşaltılır.

Mantıklı değil mi?  Mantıklı bulanlar için, BTTF serisi paha biçilmez bir koleksiyon. Bu isimde yapılan oyunların tamamen çöplük olması ise büyük bir şanssızlık.


Alien / Predator / Alien vs Predator

Ormanda insan avlayan teknolojik bir uzaylı. Uzayda insanların içine giren bir yaratık...

Predator ve Alien... Ve AVP serisinde de öğreniyoruz ki; aslında bunların derdi birbirleriyleymiş. İnsan ırkı da arada kalmış bir zavallıymış... 

Antartika buzları altında, kayıp bir medeniyete ait dev bir tapınak bulmak fena fikir değil, nitekim Predator - 1 ve AVP - 1 zamanına göre güzel yapımlardı. Ancak; Predator 2, AVP2 ve Predators gerçekten maksimum gereksiz yapımlar olmuş. AVP oyunu da denemeye değerken, Aliens vs Predator (AVP2) ile onu da batırdılar.


Terminator - Tscc

"2'den sonra 3'den önce" adı ile piyasaya sürülen Terminator dizisi, benim zevkle izlediğim bir yapım olmasına karşın gerekli itibarı göremeyerek yayından kalktı. Bunda; öylesine çekilen bölümlerin de ciddi payı olmalı.

Buna karşın, Terminatör'den çıkarılacak ciddi dersler olduğu kanısındayım: İnsan ırkı bundan 50 yıl sonra -şayet kendini yok etmeden o zamana kadar var olabilirse- sibernetik organizmalarla bir arada yaşayacaktır. Güçlü, güzel ve insan davranışlarına çok benzer davranışlar sergileyebilen, öğrenebilen sibotlar... Bugün sormamız gereken soru, onlarla olan ilişkimiz gelecekte ne tür boyutlar kazanacak?

Bizim için savaşacaklar mı? Yoksa bize karşı birleşecekler mi? Yoksa daha farklı boyutlarda ilişkiler mi geliştireceğiz? Mesela onların haklarından bahsedecek miyiz? Ya da sibotlarla duygusal ilişkiler kurma ihitmalimiz çok mu uzak? Kuantum bilgisayarları dizayn etmeye başlayıp, yapay zekalara öğrenme ve kendini geliştirme yetileri verip, bir bardak enzime uçak kontrol ettirdiğimiz bu yıllarda TSSC akla bu tür soruları getiriyor...


Geleceğin Hapishanesi

Panoptikon düşüncesinin, 1984 Romanı ve filminden daha güzel işlenmiş hali. Çocuk yapmanın kısıtlandığı gelecekte çocuk yaparak polise yakalanan bir karı kocanın, insanların karnına bombaların yerleştirildiği, rüyalarına girildiği Geleceğin Hapishanesi'nden kaçışının hikayesi.  

Yine bir Chirstopher Labert rüzgarı, yanında Karanlıklar Lordu (Beawulf) tadından yenmez...


Su Dünyası

Sular altında kalmış bir dünyada "toprak ülke"yi arayan maceraperestleri ve korsanları anlatan bu ilginç film; dünyanın gelmiş geçmiş en yüksek bütçeli filmi olup yapımcısını batırmıştır. Başroldeki Kevin Costner da, nedense el attığı her işi batırmıştır.

Filmdeki kanoyu çok beğenen Uzan'lar, bu kanoyu satın alıp İstanbul'a getirmişler ve böylece uğursuzluk onlara da bulaşmıştır. 

Sonrasında Kevin Costner, THY reklamında oynamış ve hemen akabinde Hollanda'da THY uçağı düşmüştür. Derken; Costner, dur demeye kalmadı, bir de "açılıma destek verdiğini" açıkladı.

Tüm bunlar gerçektir. İşte böyle bir oyuncunun başrolde oynadığı bir filmdir Su Dünyası... O'nda beni çeken nedir, hala çözemedim.


Küp Serisi

Gözünü açtığında kendisini bir küpün içinde bulan insan... 6 yüzde 6 ayrı kapı...  Yeni yeni odalar.

Belki de dünyanın en düşük bütçeli filmi...  ("Toprak Altında" saçmalığını saymazsak.)

Yaratıcılık ayrı bir şeydir ve saygı duymak gerekir...

Küpler arasında zamanmekan atlamalarını da içeren Küp 2: Hiperküp ise benim favorimdir.

Bu filmden esinlenerek bir Flash oyunu yaptığımı da unutmadan ekleyeyim.


U-571 - K19 - Nerede Dumlupınar?

1915'te Gelibolu kıyılarına çıkan İngiliz askerleri, açıkta demirli Triumph zırhlısına gururla bakıyorlardı. Bu heybetli destroyer, onların denizdeki korucusu idi. Ancak çok geçmeyecekti, Türk mevzilerini bir türlü geçemeyen İngiliz ve Anzac askerleri Triumph'a son bir kez baktıklarının farkında değildiler.

Körfeze sızmayı başaran Alman denizlatısı U-21 sinsice attığ torpido ile bir anda 12.000 tonluk gemiyi yan yatırdı. 13 dev topa sahip olan Triumph, sahildeki askerlerin gözleri önünde birkaç saat içinde sulara gömüldü. Hayatta kalanları toplamaya çalışan bir diğer Kraliyet gemisi de U-21 tarafından atılan diğer bir torpidoya hedef olacaktı.

Almanlar, U-Boat'lara bu savaştakiler kadar güvenmeseler belki de hiçbir zaman ikinci dünya savaşına girmeyeceklerdi.

U-571; Nazi kriptolama sistemi Enigma'nın, bir U-Boat'un içinden müttefiklerce ele geçirilme hikayesini anlatıyor.   Film, tarafsız kalmayı başaramıyor... Öyle ki daha filmin başında Alman denizaltısının komutanının gemileri batmış ve denizin ortasında kalmış insancıkları kurşuna dizdirmesine seyirci oluyoruz. Tarihi gerçekler, Nazilerin bile gemilerini batırdığı düşman askerlerini öldürmediğini, hatta onlara ekmek attığını bildiriyor. Kaldı ki, Alman ordusu Wehrmacht'ın hepsi de Nazi değildi, hatta işi Hitler'e suikast düzenlemek için inanılmaz şeyler yapan subaylara kadar götürmek bile mümkün.

 Kısacası, Hollywood'un "kahraman Amerikalı" ideolojisine rağmen  izlenmeye değer.

Diğer taraftan bir U-Boat simülasyonu olarak Silent Hunter 3'ü de oynamak güzel olacaktır. (Yaptıklarına; ya tuz ya şeker koymayı unutan Ubisoft, SH4 ve SH5'te bu serinin de tadını kaçırmayı başardı-öyle ki SH5'te denizaltı simülasyonuna pusula ve dümen sistemi koymayı unuttular, ya da ben fazla beceriksizim 3 saat oynayıp bulamadım).

K-19 ise; Rusya'nın yüzüne gözüne bulaştırdığı bir diğer radyoaktif felaketi anlatan gerçek bir hikaye. 1961'de; NATO karasularına yakın bir yerde reaktörü arızalanıp 800 Derece'ye çıkan K-19 denizaltısı patlayarak nükleer bir savaşın fitilini ateşlemek üzeredir. Moskova ile bağlantı kesilir ve reaktörü onarmaya çalışan denizaltıcılar için korunma giysisi bile yoktur. Reaktöre girip hava borularından birini keserek su borusu yapan 7 denizci felaketi engeller ancak 1 hafta içinde ölürler.

İngiltere'den satın alınıp 4 Nisan 1953'te Çanakkale Boğazı'ında İsveç Bandralı Naboland ile çarpışıp batan ve 81 denizcimize mezar olan Dumlupınar'ın bir filmini çekememiş olmamız ne kadar acı...


Güler Misin Ağlar Mısın?

Tartışmasız en çok izlediğim Türk Filmi olma ünvanını koruyor. 1975 yapımı; Zeki Alasya- Metin Akpınar filmi. Deniz kenarında bir tatil kasabasında geçiyor.

Bir ailenin evini kurtarmaya çalışırken başından geçen trajikomik olaylar... Kayserili otel sahibi, yürüyen variller, yürüyen kapılar, deniz üstüne yapılan ev. İskender'in evi... Zeki Alasya'nın unutulmaz mimikleri ve asla unutulmayan o jenerik...

 

 

Go to top