İngilizcede Neden Kuralsız Fiiller Var?

Hiç düşündünüz mü? İngilizcede başımızın belası olan kuralsız fiillere* rastlamamızın sebepleri nelerdir? Gerçekten de bu durumun bazı gerekçeleri var. Tabi ki bu gerekçelerin bir kısmı ancak teori düzeyinde kalıyor. Ancak yine de kuralsız fiillerin sebeplerini araştırırken çok ilginç noktalara gitmek mümkün. Bu konuyu irdelerken de başlangıç noktamız, bizi o dilin tarihine götürmektedir.

İngilizcenin Kısa Tarihi

İngilizcenin tarihi, dünyanın 9. büyük adası olan Büyük Britanya adasının 6. ve 7. yüzyıllarda bugünkü Danimarka ve Almanya’dan gelen Cermen kavimlerince istilası ile başlıyor. Bu istila, MS 476’da Batı Roma İmparatorluğu’nu yıkarak Avrupa’daki ilk merkezi otoriteyi bozan kavimler göçünün artçısı olarak nitelendiriliyor. O dönem göç ile deniz yolunu kullanarak adaya gelen kavimler; Angluslar, Saksonlar ve Jütler’di. Bu akımdan sonra, adanın yerlileri olan ve antik Keltçeyi konuşan Keltler ise bugünkü İskoçya, Galler ve İrlanda’ya sürüldüler. “Kelt” kelimesi ile “Gal” kelimesi arasındaki benzerlik bu bakımdan göze çarpıcıdır. Aslında MÖ 3. yüzyılda Anadolu’da da varlık gösteren, hatta ve İstanbul’daki Galatya Devleti ve Ankara Kalesi’nin muhtemel kurucuları olan Keltlerin ismini, bizler “Galat”, “Galata” ve “Galatasaray” kelimelerinde yaşatmaktayız. İrlandalıların, Gallilerin ve bugünkü Fransızların da ataları büyük oranda Keltlere dayanır. Zira, eski Fransa'nın adı Galya'dır.

Haritada, Britanya Adası'na,  MS 5. ve 6. yüzyıllarda, Anglus, Sakson ve Jüt akımı görülmektedir.

6. ve 7. yüzyıllarda Britanya adasına çıkıp birbirlerine benzer dilleri konuşan istilacı kavimler, bugünkü İngilizcenin temelini oluşturdular (Britanya  ismi Antik Roma döneminde de burada yaşayan Britonlardan adını almıştır ve adada İngilizce konuşan kavimlerden çok önceye dayanan bir isimlendirmedir, "Büyük Britanya" kelimesi; bugün yalnızca İngiltere, İskoçya ve Galler'den oluşan doğudaki adayı ifade eder). Bu ilk dönem İngilizce de Almanca gibi Latince kökenlidir ve kısmi farklarla Latin alfabesini kullanmıştır.

Ortaya çıkan bu ilk İngilizce formu "Eski İngilizce" olarak bilinir ve günümüz İngilizcesinden oldukça farklıdır, zira günümüzde İngilizce bilenlerce hemen hemen hiç anlaşılamamaktadır, ancak modern İngilizcenin kelime dağarcığının yarısı eski İngilizce kökene dayanır. Bu dil Cermen kökenli olduğu için Almancayla ciddi benzerlikleri vardır. Örneğin Eski İngilizcede 1.tekil şahıs için “I” zamirinin yanı sıra Almancadaki “ich” zamiri de kullanılmıştır. İngilizce'de bugünkü “have” fiiline karşılık gelen kelimelerden biri “habban” (Almanca, haben). Ya da “live” fiiline karşılık gelen kelimelerden biri “libban” (Almanca leben) şeklindedir.

Danimarkalı bir yiğidi anlatan Beowulf destanı Eski İngilizcedir.

Karanlıklar Lordu filminde işlenen bu destanın sözleri,

bugün iyi düzeyde İngilizce bilenler için bile anlaşılmaktan çok uzak:

þe hie ær drugon aldorlease

lange hwile. Him þæs liffrea...

Ne acıdır ki, 1000 yıl önceki İngilizce dilinin yukarıda görülen “þ, æ” gibi harflerini bugün bilgisayarda kullanıyorken, hala Türkçe karakterlerimizi kullanmakta sorun yaşayabiliyoruz. Türkçe karakter sorunumuzun  temelinde 80 darbesinden sonra Türk Standartları Enstitüsü'nün (TSE)  Uluslararası Karakter Standartları Toplantısı'na (1985) “ödenek yetersizliğinden” katıl(a)mamış olması yatıyor. Öyle görünüyor ki, -bilinçli ya da değil- dilimize en büyük zararı biz verdik...

Eski İngilizce, 1100’lü yıllara kadar varlığını sürdürmüştür. 1066’da, ada bir kez de Fransa’nın kuzeyindeki Normandiya’dan gelen Norman istilasına uğrar. “Fransa’nın Karadenizlisi” olarak bilinen Normanlar, adaya doğal olarak bir çeşit Fransızca getirirler ama bu Fransızca da Fransa’nın diğer kısımlarında konuşulan Fransızcaya benzememektedir. Bu zamandan sonra adada Norman Fransızcası seçkinlerin dili olurken İngilizce de halk arasında varlığını devam ettirmiştir. Yani sınıfsal bazda ayrışmış ikili bir dil yapısı ortaya çıkmıştır. Sınıfsal çekişmeler artmış olacak ki, bu dönem tam da Cesur Yürek'ten tanıdığımız William Wallace'ın krala isyan bayrağını açtığı dönemlerdir. 14. yüzyıldan sonra İngilizce yeniden adanın hakim dili haline gelmeye başlasa da, önceki dönemde Fransızcadan çok büyük oranda etkilenmiş ve böylece Orta İngilizce oluşmuştur. Kelimeler çok yabancı olmasa da; Orta İngilizce de halen günümüz İngilizce bilenlerce basitçe anlaşılamamaktadır:

"I with my fist, so took him on the cheek" "To reden on this cursed book al night"

Mesela bugünün aksine, Orta İngilizce’de “kn” sessizleri ile başlayan kelimelerde, "k" sessizi kelime başında telaffuz edilirdi.  Bunun yanında, Almanca ile benzerlikler bu dilde de devam etmiştir. Örneğin Orta İngilizcede “ş” sesini vermek için “sh” sessizlerinin yanı sıra Almanca’daki gibi “sch” sessizlerinden yararlanılabilmekteydi. Kısacası bir milenyum önceki İngilizce bile bugünkü Almancaya benzerlikler taşımaktadır. Lakin dönem içerisinde, Cermen kökenli diğer diller de değişikliklere uğramıştır.

MS1500’den sonra ise İngilizler Coğrafi Keşifler ile beraber çok fazla toplumla iletişime geçtiler ve bu durum İngilizceye yeni kelimeler getirdi. İngilizcede bu dönemde sesler kısaldı, matbaaya geçişle birlikte kitap basımı ve dağıtımı kolaylaştı, bu da, dilde bugün kullanılan kuralların ve standartlaşmanın oluşmasını sağladı. Telaffuzlarda tekleşme sağlanırken, Londra’da kullanılan İngilizce esas alındı. 1800’lere kadar Erken Dönem Modern İngilizce olarak adlandırılan bu dil hakimdi. Dil, yazı dili haline geldikçe telaffuzların zor ve çeşitli olmasından vazgeçilmesi pratik olarak kaçınılmazdı.

1800’lerden sonra temelde sanayi devriminin getirdiği dönüşümler ile "üzerinde güneş batmayan Britanya İmparatorluğu"nun dünyanın her yeri ile girdiği etkileşimler İngilizceye yön verdi. Erken dönem modern İngilizce ile geç dönem arasındaki fark, temelde bu dönüşüm ve etkileşimlerin getirdiği kelime hazinesi farkından kaynaklanır. Mesela Shakespeare’in Hamlet’i erken döneme aittir. Bu arada, İngilizcedeki değişimler sürmüştür. Amerika kıtasının fethi ile başka İngilizce varyasyonları ortaya çıkmıştır. Amerikan İngilizcesi, daha ziyade Shakespeare’in kullandığı erken dönem modern İngilizceye yakın olsa da İspanyolca ve Fransızcadan da ciddi düzeyde etkilendiği görülür. Bunun yanında, ABD’nin kültürel hegemonyası sayesinde, İngiliz İngilizcesi, Amerikan İngilizcesinden yüzyıllar içinde unuttuğu bazı kelimeleri yeniden almaya başlamıştır. Avustralya İngilizcesi ise, İngiliz İngilizcesine daha yakın kalmaktadır. Görünüşteki fark, kelime dağarcığı ve telaffuz açısından olsa da, bu üç İngilizce varyasyonunu bile ayıran en az bir düzine temel gramer inceliği sayılabilir. 

Bir "İngiliz analitikliği" örneği olarak Birleşik Krallık bayrağının oluşumu.

Bayrağın; bir de donanma gemilerinde pruvaya asılan bayrağı ifade eden "jackstaff"

kelimesine dayanan resmi ve popüler bir ismi var: "Union Jack"

Kuralsız Fiiller Meselesi

Böyle bir kısa İngilizce tarihinin ışığında, basitçe görülebilecektir ki, kuralsız fiiller meselesi; İngilizcenin kendi içinde geliştirdiği bir durumdan ziyade, doğal olarak İngilizceye Cermen dillerinden gelmiş bir olgudur. Eski İngilizcede de Cermen dilleri gibi fiiller arasında güçlü ve zayıf ayrımı vardı. Güçlü fiiller çekim durumlarında genelde köklerine göre, bugünküne benzer şekilde özel olarak değişirken, zayıf fiillerin geçmiş zaman halleri genelde –d ve -t takısı ile yapılmıştır. Bugün çoğunlukla kuralsız fiiller olarak bildiğimiz güçlü fiiller, eski İngilizcede yedi alt gruba ayrılmakta ve tüm bu alt gruplar kendi içinde kalıplara uyarak değişikliğe uğramaktaydı.  Yani; aslında, bugün düzensiz olarak gördüğümüz durumların, geçmişte fonetik ya da gramatik bir takım düzenlilikleri vardı. Ancak zamanla bu kalıpların kuralları ortadan silindi ve bizim "ezberlediğimiz" düzensiz fiiller ortaya çıktı. Bunun yanında bazı düzensiz fiillerin de aslında kendi içerisinde düzen gösterebildikleri görülebilmektedir: Mesela, üç hali de aynı olan fiiller, ya da write-wrote-written, speak-spoke-spoken gibi belli bir kalıpta değişen fiiller var. Bu gibi fiiller, görünüşte düzensiz olsalar da fonetik olarak okunuşlarında düzenli bir ahenk vardır.

Kısacası, kuralsız fiillerin varlığı için bir açıklama; “bir zamanlar her şey daha kurallıydı” şeklindedir. Zamanla kural kullanılmaz hale gelmesine karşın kelime eskisi gibi ezbere korunmuştur. Bunun yanında, kuralsız fiillerle ilgili bir açıklama da, İngilizceye farklı dillerden sonradan geçen kelimelerdir. Bazı fiiller, geldiği dilde görece kurallı iken İngilizcenin gramerinde o kural işlemez olmaktadır. Almancadan İngilizceye sonradan geçen kelimelerde bu durum sıklıkla görülmektedir.

Suni dil reformları da bu tür kural silinme süreçlerini tetiklemiştir. Bu yüzdendir ki, böyle bir reformu yaşamış olan Yunancada bugün öğrenirken ezberlenmesi gereken çok fazla kuralsız olayın aslında kısmen de olsa bir kökeni vardır. Örneğin,  erkek-dişil ve nötr isim ayrımı olan Yunancada basit bir kuralla, eril kelimelerin son harfi "s" olur.  Lakin, çok az olmakla birlikte, dişil olmasına rağmen "s" ile biten kelimeler de var. Kuralsızlık gibi görünen bu durum, dil sadeleştirme hareketinden sonra gramatik kurallarda yapılan sadeleştirme ile ortaya çıkmıştır. Zira aslında, orijinal kurallara göre, "s" ile bitebilen dişil kelimeler de vardı. Yani, dili sadeleştirmenin, kolay kullanmanın, kolay öğrenmenin hep bir bedeli olmuştur. Kuralsız fiilleri komple atıp kelime dağarcığımızı küçültmediğimiz sürece dili sadeleştirmek başka problemleri beraberinde getirmektedir. Çünkü kelimeyi ortaya çıkaran kural dilden çıkarılsa da kelimenin kendisi çoğunlukla kalmaktadır.

Bu arada, İngilizcede fiillerin büyük kısmını teşkil eden yine zayıf fiiller olmuştur. Aslında fiillerin bir kısmı güçlü fiiller olup İngilizceye yabancı dilden geçtiklerinde analojik olarak güçsüz hale gelmişlerdir. Bu fiillerin öğreniminin kolay olması, bilhassa modern dönemde İngilizcede yabancı dillerden alınan fiillerin çoğunun zayıf olmasına yol açmıştır. Yani bu noktada, düzensiz fiillerin azalmasındaki bir sebep de tamamen pratik amaçlara dayanıyor. Bunun yanında, aslında yerli dilin öğrenimi düşünüldüğünde düzensiz fiiller çok ciddi sorun yaratmıyorlar. Çünkü çocuklar, bir dildeki fiilleri henüz gramer kurallarını bilmeden ayrı ayrı öğreniyorlar. Bu sorun daha ziyade İngilizceyi ana dil dışında konuşanların öğreniminde ortaya çıkıyor.

Düşmeler, Kolay Söylenme, Tesadüfler ve İktidar

Tüm bunların yanında, düzensiz fiillerin oluşumunda bazı muhtemel yan sebepler de var. Muhtemeldir ki bazı ekler zamanla düşmüş, bazıları da konuşmada düşmüştür... Bazıları çok gereksiz gibidir, kiminin de söylemesi zordur: cost-cost(ed)... İngilizcenin varyasyonları arasında da bu tür farklar vardır. İngiliz İngilizcesinde kuralsız fiil kullanımı daha ön plana çıkarken, bazı fiiller, Amerikan İngilizcesinde kurallı muamelesi görür: learnt / learned...

Kuralsızlıkların bazıları tesadüfi olarak de gelişmiş olabilir. Ya da bazen, konjonktürel olarak otoriteye kimin sahip olduğu ile ilgili bir durumdur. Google örneği gibi. Google kelimesine bir fiil olarak hiç kullandınız mı? Emin olun kullanacaksınız! Peki, kendimize soralım, acaba Google fiili kurallı mıdır? İngilizce sözlüklerde artık yerini almış olan "google" fiili, yani internetin en popüler motorunda arama yapma işini, geçmiş zamanda söylemek isterseniz ne derdiniz? Kurallı yapıyı koruyor ve "googled" diyoruz. Ama bu soruna "google"ın bir önerisi olsaydı, mesela deseydi ki, google'ın geçmiş hali "gogle"dır, sanırım diyebilecek çok bir şeyimiz olmazdı. Çünkü dil, otorite tarafından da inşa edilir.

Diğer bir olası sebep de az da olsa kullanışlılıktır. Düzensiz fiillerin öğrenmek açısından zor olsa da, kullanışlı tarafları da olabilir. Düşünsenize, geçmiş, gelecek, şimdiki zaman ve diğer tüm zamanlar salt belli eklerle kurulsaydı, ayırt etmek zor olabilirdi. Bu yüzdendir ki çok kullanılan fiillerin düzensiz olması bizim işimize yarar: Be, do, have, go vb.

Tüm bu gerekçeler, kuralsız fiillerin varlık sebebi konusundaki sorularımıza yine de tam cevap veremiyor. Temel cevap yine de bilinemiyor. Kim bilir belki de bu sorunun kendisini sorgulamak gerekiyor: Belki de düzenlilik durumu bir yanılsama...Kalıp çıkarma çabası, insanın durmak bilmeyen kolay kavrama arayışının bir ürünü. Zira aslında düzenli fiillerin varlıkları yalnızca istekli bir algıda seçicilik durumu da olabilir. Belki de dilde kendisine içkin böyle bir durum aramak yanlıştır.

Ara Bir Soru İşareti: Artikeller

Düzensiz fiiller konusundaki sorularımız, başka bir boyutta daha da artırılabilir. Örneğin, gramer kuralları açısından İngilizceden daha karmaşık görünen Almanca, Yunanca gibi dillerde karşımıza çıkan (İngilizcedeki the yerine kullanılan die, der, das, o, i, to gibi) artikeller de bu sorunun bir türevi olarak düşünülebilir. Bir kelimenin hangi artikeli alacağı neye göre ortaya çıkıyor? Bunlar konusundaki iddialar da, antik dünyadaki şehir devleti yaşamı ve çok tanrılı dinlere kadar gidiyor. Mesela "doğurgan toprak" daima dişil iken, "koruyucu-baba devlet" daima eril oluyor. "Televizyon" gibi modern bir icada artikel üretilirken ise, kelimenin kökenine bakılıyor. Buna karşın masa-sıra-kapı gibi dişil ya da eril özellikle tanımlamanın imkansız olduğu varlıklar içinse, net bir şey söylemek çok zor. Böyle olmasını istesek de, çok eskiden bile isimlerin doğal cinsiyetlerinin gramatik cinsiyetleri ile bir bağlantısı gerçekte bulunmuyor. Zira, dişil karakterlere referans verilebilecek isimler de eril artikele sahip olabiliyor.

Esperanto ve Türkçe

Neden düzensiz fiiller var ya da artikeller neye göre belirlenmiş? Bu ve benzer konulardaki sorgularımız konusunda belki de en iyi cevapları, gerçeklerden çok akıl yürütmelerinden bulacağız.  Sormamız gereken soru şu: Şayet, bir dil dizayn etseydik, ne tür kuralları koyardık? Artikellere yer verir miydik? Düzensiz fiil kullanır mıydık ya da fiilleri kişilere göre çeker miydik? Aslında bu sorulara güzel bir cevabımız bulunuyor.

1887’de Polonyalı Zamenhof (Dr. Esperanto) tarafından,  muhtelif dilleri konuşan insanların birbirleriyle daha kolay iletişim kurması için üretilen “Esperanto” isimli dil, bu konudaki sorularımızı çözüyor. Zamenhof, küresel bir dil icat etmeye soyunurken, gereksiz gördüğü "fiillerin kişilere göre çekilmesi" meselesine son verip, “the” gibi tek artikelli, sondan eklemeli bir dil yaratmış ve zamanla bu dil belli gelişimler göstermiş. Öngörüldüğü kadar yaygınlaşamasa da dilin öğrenim açısından belli kolaylıklar taşıdığı ve Latince’nin durumu gibi belli dillerin sonradan öğrenilmesini kolaylaştırıcı bir etkisi olduğu biliniyor. Bugün GRE tarzı sınavlarda sorulan kelimelerin Latince kökenli olduğu düşünüldüğünde bu tür dilleri temel düzeyde de olsa erken sınıflarda seçmeli olarak okutmanın önemi tartışılmaz. Ancak unutulmamalıdır ki, bir dili dünyada tutunduran şey, kolay öğrenilmesinden ziyade hegemon gücüdür. Bu açıdan Esperanto fikri güzel olsa da İngilizce ile rekabeti pek de mümkün olmamıştır. Yine de, yapılan araştırmalarda 1500 saatte ulaşılan İngilizce düzeyine eşdeğer Esperanto düzeyine 150 saatlik eğitimle ulaşılabildiği görülmüştür, bu da dilin ne derecede başarılı olduğunu ortaya koymaktadır.

Dünyada vakıflar, dernekler, kulüpler gibi amatör organizasyonlarca yayılan "Esperanto"

Türkiye'de de denenmedi değil!

Esperanto'da q,w ve x harfleri bulunmuyor.

Buna karşın, bu dilde ç, ü, ş harflerini ve özellikle de ğ harfini görmek de ayrı bir güzel!

İngilizcenin aksine, Esperanto’daki gibi, fiilleri özneye göre değiştirmeden çekmenin yararı var mıdır? Fonksiyonel olarak yaklaşırsak bu durum anlamlı görünüyor. Ancak fiilin özneye göre çekilmesinin işe yarayabileceği durumlar da var. Mesela, öznenin kendisine tekillik veya çoğulluk açısından uygun bir fiil (ya da yardımcı fiil) ile desteklenmesinin, zihinsel olarak çakışan frekanslar yardımıyla kısa süreli bellekte yer etmeyi desteklediği, dolayısıyla öğrenmeyi kolaylaştırdığına dair teoriler de mevcut.

Almanca örneğinde; çoğul öznenin çoğul yardımcı fiil

ile desteklenmesi, elektriksel olarak işleyen beyinde üst üste çakışan

güçlü bir dalga girişim modeli (rezonans) yaratıyor.**

Bu teoriyi destekler şekilde, İngiliz İngilizcesinde topluluk isimleri, çoğul

yardımcı fiiler ile söylenir. Amerikan İngilizcesinde ise bu durumun aksi çoğunlukla mümkündür.

Türkçe bu açıdan Amerikan İngilizcesi ve Esperantoya benzer.

Esperanto ve Türkçenin düzensiz fiil içermediğini iddia eden kaynaklar bulunuyor. Bunun yanında, Türkçenin bu tür düzenliliklerinin programlama dilleri gibi sentetik üretilen diller için kullanıma çok elverişli olduğunu iddia eden yaklaşımlar da var. Bunun gibi, Japoncanın ve Çincenin de çok az (yalnızca birkaç tane) düzensiz fiil içerdiğini söyleyen kaynaklar yine mevcut. İlginç bir şekilde, ana dili Yunanca olup, iyi derecede Türkçe bilen ve konuşan bir arkadaşım da; Türkçede çok az düzensiz fiil olduğunu düşündüğünü söylemişti. Ancak, Türkçede temel fiil zamanlarını sese göre basitçe oluşturabilsek de, fiilde mesela pasif bir anlamı vermek çok basit görünmüyor: yapmak-yapılmak ve delmek-delinmek. Bu iki fiil arasındaki pasif yapının kurulum farkını, ana dili Türkçe olmayan birisine nasıl açıklarsınız? Lakin Türkçe, bence gramatik olarak çok düzenli görünmemesine karşın sanki fonetik olarak çok düzenli gibi. Ses açısından birçok kompleks noktayı yakalamak mümkün. Türkiye'de yaşayan istekli yabancıların kısa sürede Türkçeyi kapması da bence bundan ileri geliyor (20 yıl buralarda takılıp Türkçe konuşmayı öğrenemeyen(!) FB'nin eski teknik direktörü Christoph Daum hariç).

Sonuç

Dil öğrenmek ve öğretmek hep zor olmuştur. Çünkü, dil; öğrenilenin öylece alındığı değil, farklı biçimde kullanıldığı bir alandır. Uygulama gerekir, bunun içinde analitik öğrenme gerekir. Ancak zaman geçtikçe, zaten bizler yaptığımız her zor şeyin bir dil öğrenmek olduğu gerçeğini anlıyoruz. Matematik de bir dil öğrenmektir, bu yüzdendir ki başta bize çok zor gelen bazı şeylerin yıllar içerisinde çok basit olduğunu anlar ve onları kolayca yapmaya başlarız. Bu bakımdan erken yaşta Latince ya da Esperanto gibi bir dilin eğitimi, matematik eğitiminin getirisinden ayrı değildir.

Kuralsız fiiller meselesine nereden geldik? Bu soruyu bana sorduran şey, dil öğreniminde yaşadığım sıkıntılar ve "daha kolay bir dil öğrenimi nasıl mümkün olur" sorusuydu. Teknolojinin, kapıları ardına kadar açtığı bir dünyada yaşıyoruz. Farklı dilleri konuşan insanlarla etkileşime geçmek, sanal ya da gerçek olarak en azından üniversite düzeyinde- eskisinden çok daha kolay. Artık; sorgusuz, sualsiz, ezberci; itaate ve kalıplara dayalı eğitim dönemi çoktan bitmiştir.

Dil eğitimi, beynin etkin kullanımına dayanmalıdır. Bir öğretmenin günümüzde "kuralsız fiilleri böyle ezberleyeceksiniz" demesi yeterli ve adil değildir. Şayet öğrenciden ezber isteniyorsa da, yine de işin içine bilişsel boyut katılmalıdır, en azından temel düzeyde bu tür bir düzensizliğin bazı sebepleri üzerinde durulmalıdır. Buna göre, alternatif bir dilin, özelde de Türkçenin bu konuda ne gibi ayrıcalıklar sağladığı da daha iyi anlaşılacaktır.

*Kuralsız fiil; zamana göre çekimi yapılırken fiil çekiminin genelinde kullanılan standart kurala uymayan fiil ya da yardımcı fiildir. Kuralsız fiillere özellikle Hint-Avrupa dillerinde sıkça rastlanır.  

**Şekil Kaynağı: Arıtan, A. (2010) Holistik Öğrenme, Arıtan Yayınevi

 

Go to top