Nereden Çıktı Bu Altın Şafak?

Yunanistan'da Irkçı Partinin Yükselişi

Almanya, 1920'lerde 1. Dünya savaşının yaralarını sarmaya çalışırken Hitler adında orta yaşlı bir adam sokaklarda bağırıp çağırıp insanları etkilemeye çalışıyordu. Takipçileri birkaç bin heyecanlı gençten fazlası değildi. Olayların bu raddeye geleceğini öngörememiş bir adam, Hitler'in o dönem konuşmaları için "yalnızca komik olduğunu düşünmüştüm" diyor. Kısa boylu, ilginç bir saç ve bıyığa sahip, bağıra çağıra konuşan ve uçuk şeyler iddia eden bir adam... Türkiye'nin kurulduğu 1923 yılında yazılmış, Kavgam adlı bir kitap... 1. Dünya Savaşı yenilgisinden ülkedeki azınlıkları ve en temelde Yahudileri sorumlu tutup "gereğinin yapılması" çağrısında bulunan bir manifesto... Versay Antlaşması ile Alman topraklarını ikiye bölen, sanayi şehri Danzig ile bağlantısını kesen bir koridor... Almanya'nın bir yaşam alanına (lebensraum) sahip olması gerektiği iddiası ve Bismarck dönemine duyulan özlem...

1920'ler boyunca, Almanya sosyo-ekonomik olarak gelişti, Hitler ve çılgın fikirleri de fazla yüz bulamadı. Olaylar; sokak çatışmaları, Nazilerin yer yer göz altına alınmaları, hapse girip çıkmaları gibi münferit şekillerde devam etti. Ta ki, dünyayı kasıp kavuran 1929 Ekonomik Buhranı'na kadar. 30'larda Buhran Almanya'yı vurduğunda, daha yeni serpilmeye başlayan orta sınıflar sığınacak bir yerler arayacak ama Moskova yanlısı komünistler ile sosyal demokratlar birbirilerini yemekte olduklarından Hitler'i iktidara taşıyacaklardı. Hitler'in 1933'te meşru yollarla ve çoğunluk olarak geldiği parlamentoyu, tam olarak ele geçirmesi birkaç aydan fazla sürmeyecek ve kendisi tüm dünyayı tarihin en büyük yıkımına sürükleyecekti. 

Yıllar sonra, 2012'de demokrasinin beşiği Yunanistan'da nur topu gibi ırkçı bir parti, Hitler'in yükselme dönemini anımsatırcasına %6,9 oy alarak meclise giriyor. Soralım öyleyse kendimize, Altın Şafak (Hrisi Avgi) isimli bu parti kimdir ve nasıl buralara gelmiştir?

Yunan politik sistemi ilginçtir. İktidar ben kendimi bildim bileli iki ana akım parti arasında gider gelir. Biri merkez muhafazakar eğilimli Yeni Demokrasi, diğeri de merkez sol eğilimli PASOK (Pan Hellenistik Sosyalist Parti). Ve bu partilerin başında hepimizin bildiği iki isim vardır: Karamanlis'ler ve Papandreau'lar...  Adeta babadan oğla geçen bir sistem... Tabi merkez partilerin sağında solunda daha marjinal partilere rastlamak da mümkündür ki, Türkiye ile kıyaslandığında güçlü sağın yerini güçlü solun aldığı görülüyor: Öyle ki, Yunanistan  Komünist Partisi KKE, %3 olan seçim barajını geçerek meclise girebiliyor. Son iki seçimde sol ittifak SYRIZA da ciddi bir başarı gösterdi. Sağda da KKE kadar olmasa da bir önceki seçimlerde nispi başarılara imza atmış LAOS partisi var. Milliyetçi-Ortodoks eğilimli olup, temel politikasını Türkiye'nin AB üyeliğini sabote etme, Makedonya'yı tanımama, yasadışı göçmenleri geri gönderme gibi popülist söylemler üzerine kuruyor. Altın Şafak ise, aslında 1993'te kurulmuş ama %0,5 civarı olan oy oranını pek aşamamış, yalnızca üç yıl öncesine kadar marjinal bir partiydi. Altın Şafak, daha ziyade Türkiye'de dergi çevrelerinde örgütlenen küçük politik hareketleri çağrıştırıyordu. Gelgelelim, kendisi 2012'de ise yapılan son iki seçimde %7 civarı oy aldı ve 300 sandalyeli meclise ilkinde 21, ikincisinde 19 milletvekili sokmayı başardı. Bu, yaklaşık 6 milyon seçmene sahip Yunanistan'da 425 bin kadar oy anlamına geliyor. Ön yargıyla ırkçı dediğim düşünülmesin, partinin lideri  Nikolaos Michaloliakos, ırkçı olduğunu kabul ediyor ve hatta kendisine Hitler'in lakabı olan "führer" denmesinden de hoşlanıyor. Parti jargonu, "toprakları pisliklerden temizlemek" gibi sloganlarla dolu. Daha meclise girişlerinin haftası dolmadan; bir Altın Şafak milletvekilini TV'deki tartışma programlarından birinde rakip parti SYRIZA'dan bir kadın milletvekiline saldırırken izledik. Altın Şafak, daha geçen hafta da "sadece Yunan ırkından olanlara verilmek üzere" kan bağışı kampanyası düzenlemeyi denedi. Nazilerle benzerlikler bunlarla da bitmiyor. Partinin ismi zaten bir ülküyü vaadediyor: Paganizm ile Hıristiyan sembolizminin bir sentezi olan Altın Şafak öğretisi. Genelde otoriter partilerde "kafdağının ardında" bir gelecek vaadi rastlanan bir olgudur. Zira potansiyelle yetinmezler, onlar için bir yerlerde ele geçirilecek topraklar, bir "altın sandığı" mutlaka bekler. Parti simgesi, genelde  Nazi bayrağındaki gibi kırmızı üzerine siyah olarak kullanılan Helenistik gamalı haçı "meandros" olarak kullanılıyor. Parti lideri Michaloliakos, Hitler'in cazgır bir tavırla yaptığı konuşmaların benzerlerini yapıp Yahudi soykırımını kabul etmediğini de söylemekten geri kalmıyor.  Çevresinde; Hitler'in, Himler komutasında kurduğu "Koruma Birliği" anlamına gelen SS'lerin (Schutzstaffel) benzeri komandolarla geziyor ve hatta bu komandolar, girdikleri bir basın toplantısında, basın mensuplarını herkesin führer gelmeden ayağa kalkması doğrultusunda kibarca(!) uyarıyorlar. Altın Şafak bununla da yetinmeyip, Hitler'in Fırtına Birlikleri'nin (SA/Sturm Abteilung) 1930'larda yaptığı fener alaylarının benzerlerini Atina sokaklarında düzenliyor. Yürüyüşlerde tek tip kıyafet ve dazlaklara rastlamak bile mümkün... Hatta işi abartıp Hitler selamı yapan, elinde Kavgam kitabını taşıyan ve kendini Nazi olarak niteleyenler de var. (Sormadan edemiyor insan, illa ırkçılık yapacaksanız neden zengin Yunan kültüründen kendinize özgün bir şeyler bulamıyorsunuz, bu kadar araklamacılık niye diye...)

"Führer" Nikolaos Michaloliakos Hitler misali esip gürlüyor.

Altın Şafak tam olarak ne iddia ediyor derseniz, okuyacaklarınız çok çılgınca gelebilir... Nasyonel sosyalizm ile ikonik benzerliklerin yanı sıra söylem olarak da bu düşünceye epey yakınlar. Onlar gibi, Hıristiyan ve milliyetçi bir "ari ırk" tanımı yapıyorlar. Bazen, parti amblemlerinin üstünde "Halk Birliği" anlamına gelen "Laikos Sindesmos" ibaresi yer alıyor. Gerçekte, otoriter ve Hıristiyan ideolojilerinin Yunanistan'a özel bu formuna Metaksizm deniyor (Metaksizm, 1920'lerde cumhuriyete karşı kralcı bir darbe deneyen ama başarısız olan Metaksas'dan geliyor). LAOS'un aksine; Altın Şafakçılar, birlikte başkaldırdıkları Sırplar ve neredeyse Osmanlı'ya karşı bağımsızlıklarını borçlu oldukları Ruslara yani Slavlara bile iyi gözle bakmıyorlar. İllegal göçmenler bir yana, tüm azınlıklara karşılar. Göçmenleri ülkeden sürmek ya da kamplarda çalıştırmak temel formülleri. Onları; krizin sorumlusu günah keçileri ilan ediyorlar. Birçok azınlık karşıtı hareketi, PASOK milletvekiline kaynar su ile saldırıyı, Yahudi mezarlarına zarar verilmesi olaylarını organize ettikleri biliniyor. Oylarını daha çok küçük işletme sahiplerinden, arayış içindeki gençlerden toplasalar da yıllarca kendilerini kandırmış, AB'nin koşulsuz desteğiyle ekonomik yardımları popülistçe harcamış PASOK ve Yeni Demokrasi'den umudu kesmiş kitlelerin Altın Şafak'a koştuğu bir gerçek. (Nasıl bir parti oyunu 14 kat arttırabilir ki?) Führer, AB tarafından kendilerine önerilen kurtarma paketlerine şiddetle karşı çıkıyor. Zira bu tür partilere göre işlerin daha da kötüye gitmesi her zaman kendi hesaplarına artı olarak yazılır, tıpkı Hitler'in düzmece bir olayla parlamentoyu ateşe vermesi gibi. Sıkı durun; führer,  Megali Idea'nın bile ötesine geçerek kendi lebensraumunu çiziyor ve seçmenlerine bir konuşmasında İstanbul, İzmir ve hatta Karadeniz'i vaadediyor. Geçici olarak ise tüm Türk-Yunan sınırını mayın tarlalarıyla donatmak bir diğer akla zarar projesi. "Yunanistan için şu, Yunanistan için bu" diye başladığı konuşmalarında şirketlerin kölesi olmayacaklarını söylüyor, işsizlikten başlayıp medyanın pornografik yayınlarını eleştirdiği eklektik konuşmalarla insanların dikkatini çekiyor. Bu söylem de çok tanıdık nedense, zira "Büyük Yunanistan" gibi bir hayal dururken geçici hevesler aforoz edilmedi. Hitler'in %100 taklidi bir üslupla bağırıyor: "Ardımızdan bütün Yunanistan geliyor, ihanet edenler için korku zamanı". Ve bu tür zamanlarda popüler kültürle sentezlenen faşizm hızla geniş kitlelere yayılıyor.

Hitler ve Altın Şafak Gençliği'nin Fener Alayları

Führer, medyayı yerin dibine batıradursun; çoğu ülkedeki gibi bir avuç zenginin elindeki Yunan medyası uzun yıllar Altın Şafak'ın değirmenine su taşıyor. Türkiye'de görmeye alıştığımız ve çok zararsız zannettiğimiz Sezercik Küçük Mücahit tadında yayınlar, ajite edilmeye hazır kalabalıklar meydana getiriyor. Halk; zamanı gelip de krizden canı yanınca, LAOS gibi taklitlerin peşinden gitmek yerine, kolay yoldan bir günah keçisi arıyor ve kendi "öz" faşistini buluyor. Zira Yunanistan'da işsizlik %23'lere dayanmış durumda. Altın Şafak'ın; ordu, polis ve hatta yer altı dünyasında destekçilerinin de olduğu biliniyor. Buna karşın Atina'da hareketlerini müsamaha gösteriliyor. Çoğunluğu Arnavutlardan oluşan göçmenlerin yolda önlerinin kesilmesi, "Yunanistan'da ne işlerinin olduğunun" sorulması, ya da kapılarına "Yunanistan Yunanlılarındır" yazılması normal olaylar haline gelmiş. Basın, bu  hareketin popüler olarak sunulabilecek soft yönlerini ön plana çıkararak haber yapıyor. Onları, yaşlı insanları bankaya götürürken, yoksullara yardım dağıtırken resmediyor (bu tür faaliyetleri yürüttükleri de bir gerçek). Buna karşın yaptıkları saldırılar gündeme getirilmediği gibi, haklarında aykırı haber yapan basın mensuplarına da sahip çıkılmadığı biliniyor. Öyle ki, yakın zamanda bu yönde hareket eden bir basın görevlisi mahkemeye gittiğinde, "o zaman siz de can güvenliğiniz için Altın Şafak karşıtı haber yapmayın" tarzı bir cevap alıyor. Yer yer Yeni Demokrasi gibi ana akım partiler de Altın Şafak'ı kardeş parti ilan etmekten geri kalmıyorlar... Ne de olsa, Altın Şafak "Yunanistan için" çalışıyor, öyle ki bir parti sempatizanı görevlerini "polise yardımcı olmak" olarak açıklıyor. İşin aslı krizden sonra göçmenler arasında suç oranı da artmış ve Altın Şafak da durumdan kendine vazife çıkarmayı bilmiş.

Altın Şafak ofisinden tanıdık manzaralar...

Olanlar şaka gibi, ama hepsi gerçek. Yunanistan'ın Euro 2004'ü kazanıp tarihinin en parlak yıllarını yaşadığı günler geride kalmış. Demokrasinin beşiğinde el bebek gül bebek bir faşizm filizleniyor. Lakin geniş bir kitlenin canı fena halde yanmadan bir dur diyen çıkacak gibi de görünmüyor. Peki acaba tüm bu olanlar gerçekten de garip mi? Yıllarca üretim düzeyi ile alakasız bir refah düzeyinde, komşusu olan post Sovyet hegemon bölgesinin yaklaşık 10 katı alım gücü ile yaşayan Yunanistan, şimdi tatlı rüyasından uyanıyor. Merkel gibi liderler, sanki kredileri pompalayan kendi bankaları değilmişçesine kandırıldıklarını söyleyip Yunanistan'a "ya batarsın, ya da acı hapları yutarsın" muamelesi yapıyorlar. Gururu kırılan Yunanlılar, onu tamir edecek, okşayacak bir "altın sandığın" peşine takılıyorlar.  

Bu selamlar çok tanıdık...

Sonuç; kaybeden kitleler, kendini güvensiz hisseden kimlik arayışındaki gençler, küçülen ama tutunacak bir dal arayan orta sınıf, güçlendiği gözlenen sol ve daha önemlisi demokrasinin beşiğinde aniden hortlayan faşizm. Lisans yıllarımda Alpaslan Işıklı Hocam, kapitalizmin iki üvey evladından bahsederdi: Biri komünizm biri faşizm. Kapitalizmde işler ters gittiğinde bu iki ideoloji güçlenirdi. Bugün de Yunanistan'da olan sanki yine bu.

"Temizlik" kanlarında mı var nedir...

Führer'in eşi Zarulia, Hitler'in Propaganda Bakanının eşi 

Magda Goebbels misali Altın Şafak'ın vitrinine oynuyor.

Kendini TV'lerden Türk dizilerini "temizlemeye" adamış.

Bu arada, Altın Şafak gençliği de siyah tişörtleri ile yaşlılara yardım dağıtıyor. 

Zamanında Yunanistan'ı işgal edip bir Nazi Partisi kurulması için uğraşan Hitler'in başaramadığını Merkel başarmış görünüyor. Sarkozy ve Merkel gibi hırçın konuşmaları seven, entegrasyonist davranmaktan ve sağduyudan uzak liderler, zaten pek de inanmadıkları AB projesinin altını, popülist reflekslerle oymaktalar. Türkiye'ye karşı Yunanistan ve Rum kesimini pohpohlayıp, Romanları da ülkeden sürdüler. Ama; AB Projesinin en temelde Avrupa'nın yeniden savaşmaması için kurgulandığını, bu söylemlerin ve eylemlerin masum olmanın ötesinde sonuçlar doğurduğunu gözden kaçırmaktalar. Ne yazık ki Yunanistan'ın Altın Şafak'ı, Hitler'in 1920'lerin sonlarındaki altın çağını andırıyor. Öyle görünüyor ki, Altın Şafak'ı iktidara taşıyacak son bir kriz daha gerekiyor. Bu krizden önce, Yunanistan kadar Avrupa'nın da şapkayı önüne koyup düşünmesi gerekiyor, aksi takdirde toplumsal olarak büyük bedeller ödemeye hazır olunmalı.

{flv width="380" height="300"}goldendawn{/flv}

Go to top